Anavatanı Doğu Akdeniz çanağı olarak bilinen zeytin, tarih boyunca insanlığa en fazla fayda sağlamış meyvelerdendir. Tarihçesi araştırıldığında, İncil ve Kur’an-ı Kerim gibi kutsal kitaplarla birlikte milattan önceye dayanan arkeolojik kaynaklarda da zeytinden önemle bahsedilmiştir. Zeytin fidesi ekiminden beş ya da altı yıl sonra mahsül verme karakteristiğinden dolayı toprak bütünlüğünü uzun süreyle koruyabilen medeniyetler dönemlerinde sayıca artmış giderek ciddi bir ekonomik değer olmuştur. Özellikle Helen Uygarlığı, Roma İmparatorluğu ve mirasçısı Bizans sınırları içerisinde kalan bugünkü Yunanistan, Türkiye, Ege Adaları, Güney İtalya ve Akdeniz’in Kuzey Afrika kıyılarında giderek yaygınlaşmıştır. İslam inancının Ortadoğu’da doğuşuyla birlikte bölgede yaşayan ve Müslümanlaşan Arap ve diğer kavimler de zeytinyağı kullanımını benimsemişlerdir.
 

İkinci milenyumun başlarında Türkler Anadolu’ya girmeye başlamış ve on yıllar geçtikçe bu bereketli topraklarda önceden yaşayan halklarla gittikçe kaynaşarak birbirlerinden hem sosyolojik hem de kültürel anlamda etkilenmişlerdir. Özünde göçebe olan Türk kavimleri tarım üzerinden gelir temin edilen yerleşik hayata, özellikle Anadolu’ya gelişleriyle beraber geçmişlerdir. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı’ların üzerlerinde hakimiyet kurdukları diğer etnik gruplarla birlikte yaşamayı bir varoluş ve yayılma modeli olarak uygulamaları sonucu, mutfak kültürleri de dahil olmak, üzere tüm etnik grupların birbirleri üzerinde yansımaları olmuştur. Böylelikle, özellikle zeytinyağı, Osmanlı Mutfağı çatısı altında, bilhassa Rum nüfus ve onların beslenme alışkanlıklarının etkisiyle, giderek köklü bir yer edinmiştir.